2010
01.09
icerleme Güncel

artık burası hep benim. devhochi bıraktı bu işleri, istediğiniz gibi yazın yazılarınızı da okuyalım hadi

2009
12.02

Kir, ter, yağ ve sigara kokusunun birbirine karışmış hali; özgürlüğün kokusudur bu evlat. Bomboş bi düzlük yalanının soğuk ve yorgunlukla birleşmiş, gecenin üçünde biten sigara pakedinin özgürlüğü bu. Öğrenci evi diyorlar ya buna, veya öğrenci hayatı en doğrusundan; böyle bişey işte özgürlük. Aroması olduğu kesin ama ağır bir baharat bu. Tatsız ılık İzmir akşamlarına tercih edildiğinde ağızda ekşi bir özlem bırakan bir tat. Yediden onbire kadar çalışılan tüm işlerin ardında bıraktığı pis bir izden ibaret. Rüyalara giren seksi kadınların yerini ödenmemiş faturalara bıraktığı bir yaşta hoş olmayan kokuların hastalıkla birleştiği izbe bir kutunun üstüne açılmış hava deliği gibi, kusursuz bir kusur adeta.

Kızlarımız erkek tercihinde pek bi beceriksiz değiller mi?

Uyunmamış tüm uykular o gece kovalar işte adamın huzursuzluğunu. Su gibi masum ve temiz bir varlık bile kirlenir. Su kaç derecede kaynar, pilava ne kadar su konur, viledanın suyuna ne konur, damacana su kaç liradır sorularının cevapları zorla öğretilir. Öyle bir dağınıklıktır ki bu kursağı tıkar.  Öfke basittir, kusarak çıkarılır, öğütülür, ağlatılır, yağlatıldıktan sonra vize kazığıyla göte yerleştirilir. Sevinç de basittir, kimi zaman hızlanan internet, kimi zaman yeni alınan bir oyun tesellisi olur üst üste giyilen üç kazağın. En zoru nedir peki? En zoru gece üçte biten sigaradır. Dedim ya, gecenin üçünde biten sigara. Gecenin üçünde sigara mı biter yahu?

2009
11.30
icerleme Güncel

Artık “eski bayramların tadı yok artık” lafını bile duymuyoruz, bayram demek kavurma demek, büyüklerden alınacak para demek, tatil demek oldu sadece.
Gerçi ben bilincimi ele geçirdiğimden beri benim için bayramlar herzaman bu amaçlara hizmet etti. Hiçbir zaman gideyimde büyüklerimi göreyim demedim ben. Belki ben odunum biraz ama büyüklerden gelecek para, boş boş koşturmam için bana sunulmuş tatil herzaman dahada cezbetti beni.
Fakat artık o tatiller bile eğlendiremiyor bizi, okadar alışmışızki herşeye, herşey belli bir rutinde gidip geliyor.
Zevk alamamaya başladım hayattan

2009
11.18

yeter abi.istemiyorum artık birbirine benzer ÅŸeyleri.filmleri mesela.tamam güzel oluyor, hoÅŸ oluyor, iyi oluyor ama her ne kadar izlerken zevk alsam da içimde ‘olum yine bi meteor düşücek, şöyle olacak, böyle olacak..’ demekten kendimi alamıyorum.

ne kadar saçma bir giriÅŸ oldu deÄŸil mi?ama öyle lan, yani her ne kadar üzerinde pijamasıyla elinde kumandasıyla tv karşısında duran bir babanın aÄŸzından çıkmış gibi dursa da bu laflar son yıllarda hissettiÄŸim ÅŸeyleri açıklıyor.birbirinin kopyası- tam kopyası olmayanlar olsa da bu iÅŸin derecesi olmayacağı için kopyası – olan filmler sayesinde hem dünya sineması hem de  türkiye sineması(o ne demekse artık)  nerden nasıl para kazanacağını, kimlere hitap edeceÄŸini gayet iyi bilir hale geldi.Çekim kısmı hakkaten farklı.En azından Hollywood için.Işık kullanımından efektlerin yapımına, kurgusundan, bittikten sonraki kontrast ayarına kadar hepsi yapan ekibin kendine özgü stiliyle oluÅŸturulan ÅŸeyler.

Mesela son yıllarda iyi giÅŸe yapmış saw serisini ele alalım.her ne kadar yönetmen deÄŸiÅŸtirmiÅŸ olsalar da ilk filmden son filme kadar ekibin; özellikle görüntü yönetmeninin iyi bir iÅŸ çıkardığını söyleyebiliriz.Bu filmden sonra pek çok kopyası hortladı zaten.ama hiçbiri aynı etkiyi vermedi.neden?birincisi;  kadro, ikincisi; artık isim yapmış olması, üçüncüsü; attan inip eÅŸeÄŸe binmenin gereksizliÄŸi.bazılarımız hatta ‘ne kopyası lan? var mı benzer film, ben hiç duymadım’ diyeceklerdir.haklıdırlar da.her ne kadar zaman zaman farklı renkleri tatmak istesek de , en iyisinin yerini hiçbir zaman hiçbir ÅŸey tutamaz.eÄŸer eÄŸitim allıyorsanız ayrı tabi.otundan bokuna herÅŸeyi incelemeniz, yok o ışık nereye konmuÅŸ, yok kurguda orayı niye kısaltmışlar, neden eÄŸik açı gibisinden soruları kendinize sormanız hem sizin hem de bizim- evet bizim- açımızdan iyi olur.aslan parçaları sizi.

‘dünyanın sonu’ konseptli filmler  kopyalanması ve kopyalandığında göze farklı sunulabilmesi en kolay filmlerdir mesela.biraz da psikoloıjik bir etkisi var ama bunların.insanlardaki ölüm korkusunun su yüzüne çıkartıyorlar ve birine ölüm korkusunu hissettirdiÄŸinizde onu menfaatleriniz doÄŸrultusunda istediÄŸiniz gibi yönlendirebilirsiniz.kimisi korkmadığını söyler, kimisi gerçekten korkmaz ama herkes son bulmaktan korkar.ölmek isteyenler(intahar edenler hariç) ya da ölümü merak edenlerse korkularıyla yüzleÅŸmenin tek yolunun bu olduÄŸunun açıkca farkında deÄŸillerdir.yani aslında bu önemli deÄŸil, daha sonra ölüm konusuyla ilgili ÅŸeyler yazıp iyice fikirlerimi ortaya koyacağım, o zaman açıklarım.demek istediÄŸim bu filmlerinin bu duyguyu sömürerek kazançlar elde etmesi.aslında çoÄŸu yapımcı bunun farkında deÄŸil; bu tarz filmlerin belki de ilk çıkış sebebidir bu ve duygular sömürüldükçe oluÅŸan kazançtır sonraki yapımcıları cezbeden.yani tüm suç- suç da deÄŸil aslında- bu iÅŸi baÅŸlatanlarda.sonra bazıları devam etti bu yolu kullanmaya, bazıları da sadece bu iÅŸin para yaptığını görüp o yüzden gitti bunların üstüne.ama ne farkeder, sonuçta olan bize oldu.Sanki biz unutmuÅŸuz gibi öleceÄŸimizi bize hatırlatıp durdular.aslında unutturan da onlar.sonsuz bir hayat sürücekmiÅŸcesine davranılıyorduk, ama aynı zamanda bir öteki dünya bilincine sahiptik çünkü bazılarının kazanç kaynağıydık.aman neyse biliyorsunuz lan hepiniz bunları zaten, ama yine de yazayım dedim iÅŸte.
dediÄŸim ölüm korkusunu görüyoruz iÅŸte çoÄŸu filmde.yıllardır görüyoruz; fırtınalar, meteorlar, uzaylılar, godzilla, cockzilla…2012 yi bekliyoruz lan mesela ÅŸimdi.nolucak acaba hakkaten 2012de sikilcekmiyiz diye.zamanında sümerlinin biri ‘ 2012 de marduk gelip hepimizi sikecek’ dediÄŸinden bu yana merak ediyoruz.hadi bakalım.

herkes tırsıyor biÅŸeylerden.mesela ben de tırsıyorum ÅŸu anda , gece 02:00 , evde yalnızım ve evin arka balkonu açıkta olduÄŸu için bolca esen rüzgardan oluÅŸan kepenk sesi beni tırstırıyor.hatta bu cümleyi yazınca da tırstım.iÅŸte ne bok varsa, böyle saçma ÅŸeylere karşı da tırsıntı duyuyoruz arkadaÅŸ.filmlerde de var ya hani.”duÅŸ perdesindeki gölge; içeri telefon alayım.kapının baltayla kırılması; çelik kapı yaptırayım.postacı diye katilin veya tecavüzcünün gelmesi; kapıya o görüntülü boklardan- artık neyse adı- yaptırayım.biyerlere para kazandırayım, bana böyle öğretildi.robot gibi yaÅŸayayım kimseye güvenmeyeyim.anlaÅŸmalıdır hepsi belki.belki bana karşıdır hepsi.evet hepsinin hedefi benim zaten, dünyanın merkezi benim ben ölsem baÅŸkasından para yürütemezler.tek gerçek benim , diÄŸerleri yaÅŸamımda karşıma çıkmış tecrübeler,deneyimler.ben de öyle yapayım, siktir boktan hayatımı siktir boktan ÅŸekilde yaÅŸayım, sonra öleyim.en sonunda da cennetin kapısından geçip hurileri zıpızlayım.ohh, mis.”
afferim oğlum, afferim annene çekmişsin.

2009
11.13
icerleme Güncel

çocukluğumdan beri onlarca süperkahramanı izledim, okudum, ama hep böyle şeylerin gerçeküstü olduğunun bilincindeydim. süpergüç diye bişeyin olmadığını savunan, hiç yaramazlık yapmayan, büyüklerinden hep övgüler alan tam bir orospu çocuğuydum. bilimin ışığındaki maddesel dünyam dün yaşadıklarımdan sonra büyük bir darbe aldı. matematik dersiydi. hafta içi dershane öğrencilerinin önemsemesi farz olan dersti bu. öyle de oluyordu. hocanın dağıttığı trigonometri testleri hızla çözülüyor, sorular tartışılıyor, gerektiğinde hocadan yardım isteniyordu. sorularla boğuşurken oflamalarım puflamalarım birbirine karışıyordu.

dostlarım bilir oflamalarım ve puflamalarım oldukça etkilidir. arkadaş ortamında -ve aslında pek sıkılmıyor olsam bile- öylesine serbest bıraktığım bir oflamanın yaklaşık 10 metrekare menzilde moral bozucu tesiri vardır.

ancak kontrolsüz güç güç deÄŸildir biliyorsunuz. gücümü kontrol etmeyi öğrenmeliydim. gücümün giderek artarak kontrolden çıkmasını önlemeliydim…yapamadım dostlarım. hiç istemeden birine bu kadar büyük zarar vermek beni öyle üzdü ki…

önümde oturan kız aÄŸlamaya baÅŸladığında ters biÅŸeyler olduÄŸunun farkına vardım. soruları çözmeye çalışırken bıraktığım oflamalar en yakınımdakini hedef almışt. oh tanrım! kız giderek daha çok aÄŸlıyordu, bütün sınıf ÅŸaşırmış, onu izliyordu. kız titremeye baÅŸladı, rengi deÄŸiÅŸti “bıktım! bıktım!”  kelimeleri hıçkırıklarının arasından zorlukla seçiliyordu. artık nasıl bir negatif enerji vermiÅŸsem kız sinir krizi geçirdi.

bir hocanın arabasında hastaneye götürülürken herkes olayı anlamaya çalışıyordu. kimisi kızın psikolojik problemleri olduğunu, daha önce de böyle şeylere şahit olduklarını söylüyordu. bu akla yatkın bilimsel açıklamalar herkesin onayını alıyordu. ama onlar yanlış biliyor, kimsenin suçu değil bu. onun suçu değil bu, kader oyunu değil bu, bu benim suçum.

2009
11.10
icerleme Enstantaneler

(00:34:23) nukem: mezar falan güzel şeyler diil bunlar
(00:34:26) Devokai: hahah
(00:34:29) nukem: bide blogları resim okutur
(00:34:31) Devokai: domain öyle kaldı ya
(00:34:41) nukem: resimsiz yazıların hiçbirini kimse okumaz
(00:34:44) nukem: senden çok hoşlanan bi kız varsa
(00:34:46) nukem: o okuyabilir
(00:34:48) nukem: ama çok hoşlanması laızm

Nukemle aynı toprağı paylaşan başka bir vatan evladı

Nukem'le aynı toprağı paylaşan başka bir vatan evladı

2009
11.09
icerleme Güncel

fi yapı’nın bir reklamı dönüyor bu ara televizyonda. tavuk kostümü giymiÅŸ biri, saçma ve komik figürler sergiliyor. dans ederek ekranın solunda kayboluyor. en son kaybolurken eli gözüküyor hatta böyle titretiyor filan çok komik. bunlar olurken bir dış ses diyor ki ” konumuz bu tavuk deÄŸil, o sadece ilginizi çekmek için var fi yaka evleri 69 bin lira.”

tam böyle demiyor ama ana fikri bu iÅŸte.  reklam olayının temelinde tanıtım, ilgi çekmek gibi ÅŸeyler var. buları hangi yoldan yaparsan mübah oluyor. tabi zamanla “orhan makarna, ailenizin makarnası…” formunda reklamlar etkisini yitiriyor. daha canlı daha kışkırtıcı formlar kullanılıyor. bol bol cinsel öğe kullanılıyor, insanların hayvani içgüdüleri dürtükleniyor.  orhan makarnalarını domates sosuyla tercih eden bir bayan seksi dudaklarından içeri bir adet orhan makarna burgusu sokuyor. o da ne! dudağının kenarına sos bulaÅŸmış. yavaÅŸ hareketlerle sosu parmağıyla temizliyor ve soslu parmağıyla blow job faaliyetine baÅŸlıyor. ekran başındaki ergen tatlı bir hareketlenme hissederken kocaman orhan makarna logosu ve “Orhan makarna…” diyen seksi kadın sesini tüm vücudunda hissediyor. bir ay sonra ergen ve annesi markette makarnaların önünde duruyor. anne filiz makarnayı sepete koyacakket ergen “açılın ben doktorum” tarzı bir ivmelenmeyle filizi anasının elinden alıp orhanla deÄŸiÅŸtiriyor.

senaryolar arttırılabilir. demek istediğim reklam algısı giderek değişiyor ama tabi ki amaç hep aynı kalıyor. amaç hep aynı kalınca da tabi ki bu şerit bir şekilde başa sarıyor. seksi kadınlı reklamların yerini tekrar dümdüz kalas gibi reklamlar alıyor.

reklamın kendi amacını düşününce aslında her türlü eleÅŸtri boÅŸa çıkıyor. yani asla bir reklama “mantıksız abi ya” diyemiyoruz. reklam o neticede. hayatımızın her yerine sirayet etme özgürlüğü olan bu olguyu eleÅŸtirmemiz bile mümkün deÄŸil yani. garip…

kahrolsün kapitalizmo!  diye bitirmiş gibi oldum. hayır öyle değil.

çok acaipsin kapitalizm! çok farklısın!

2009
11.09
icerleme Enstantaneler

Photoshop’un Türkiye’de yayılmasına baÅŸlarda çok sevinmiÅŸtim. Elime geçmiÅŸti çünkü ki o yıllarda “internetten indirme” diye bir ÅŸey yoktu, hiç olmamıştı da. Elden ele dolaşırdı gelen cdler disketler. Photoshop 4.0′dı ilk kullandığım. Zaman ne kadar çabuk geçiyor. Ardından Sızıntı dergisinin de eline geçti bir photoshop zaten, ve uzun sürecek talihsiz olaylar serisi baÅŸladı. Bugün benim için photoshop’a kalan saygımın bittiÄŸi gündür. Neden diyecek olursanız, Kadir herÅŸeyi tek photoshop’uyla özetliyor.

Kadir Tasarım Merkezi adlı albümden

"Kadir Tasarım Merkezi" adlı albümden

2009
11.09

hergün bir adam gözüme takılıyor .okul çıkışı,  balçovada ‘çifte selviler” diye bir durak var.hep ordan biniyor bu herif.hep de aynı saatte biniyor.adam kel, sakat, deli ve ayyaÅŸ.leÅŸ gibi kokuyor, leÅŸ gibi görünüyor, leÅŸ gibi de konuÅŸuyor.4-5 defa aynı otobüste karşılaÅŸtım bu herifle. o da tanımaya baÅŸladı zaten artık beni. aÄŸzından küfür eksik olmuyor, tanıdığı tanımadığı(ki tanıdığı yok aslında) herkesle konuÅŸup saçma hareketlerde bulunuyor ve hiçbirinin farkında deÄŸil gibi görünse de bence ne yaptığını biliyor bu herif.Hepimizin yapmak isteyip de yapamadığını yapıyor.istediÄŸine küfrediyor istediÄŸine vuruyor, istediÄŸini istediÄŸi gibi yönetiyor.bazen araçtan atılıyor ama ne fark eder ki.bizim üstümüzde bu herif, bize bazen gelen ve geldiÄŸinde gitmesini istemediÄŸimiz ”hiçbir ÅŸeyi sallamama” hali bu adamı kanına iÅŸlemiÅŸ.neyzen tevfik gibi adeta, sonunda silleyi yiyor ama gülen hep o oluyor.

belli ki bir ÅŸeyler yaÅŸamış.ya da yaÅŸamamış ne farkeder.belki hep böyleydi, babasının parasıyla yaÅŸadı ayyaÅŸ oldu, sonra sefalete düştü ama keyfi yerinde.ama keyif de deÄŸil  benim bahsettiÄŸim.bu abimize duyduÄŸum saygı inanın bana ekonomi üniversitesindeki tanıdığım öğrencilerin çoÄŸuna duyduÄŸum saygıdan yüz kat daha fazladır.arada kendi kendine ÅŸiir okuyan, nefesinin kokusu otobüsün en arkasından bile hissedilen, çoÄŸunuzun gördüğünde kaçmak isteyeceÄŸi bu adam; kel kafasını örttüğü melonvari ÅŸapkası, sarı parkası, leÅŸ giyisileri, hafif yamuk aÄŸzı ve fıldır fıldır dönen gözleriyle bizi ayakta uyutuyor.tıpkı ‘a clockwork orange’ ın başında alex ve çetesinden dayak yiyen adam gibi.dayağını temizce yiyor ama intikamını baÅŸka türlü alıyor.

”ayrıca bu adam bozuk toplum düzeninin bir sembolü adeta.kendi nihilizmini kendi içinde oluÅŸturmuÅŸ, bunu farklı ÅŸekilde dışavuran, dıştan bağımsız ama özünde toplumun ana yüzü olan bir diÅŸ çürüğü…”

diyeceÄŸimi düşünüyorsanız babayı alırsınız.niye mi?Çünkü ben Tuna Kiremitçi deÄŸilim.Ota boka anlam yükleyip ‘derin adam’ imajı yakalamak istemiyorum.Niye isteyim ki lan?kime artistlik yapacağım?sikmiÅŸim toplumunu, sikmiÅŸim sembolünü…herÅŸey de toplumu sembolize eder oldu arkadaÅŸ.diÅŸ macunundan tut sokak köpeÄŸine , prezervatiften tut Charles Bukowski’ye( ÅŸaka lan ehe) …dikkat ettiysen üç nokta kullandım bir kaç kere.
Dikkat ettin mi?
etmelisin bence.

not: bu arada o herifle ilgili bir öykü yazdım onu koyacağım yakında.asıl yazmak istediğim oydu da şöyle bir herifi canlandırayım gözünüzde dedim.
not 2: herifin tipini deÄŸiÅŸtirdim biraz.Sebep mi?clockwork orange’daki herife biraz daha benzesin diye.Niye mi?
”Bu iiÅŸte bir yalnızlık var” kitabının yazarı olmak istiyorum da o yüzden.

2009
11.09
icerleme Enstantaneler

Her geçen gün Facebook testleri tarafından daha çok içe çekildiğimi hissediyorum. Bataklık gibi, çırpındıkça batıyorsun. Hadi onun sonucuna bakayım, buna ne çıkmış ben de yapayım derken bir de bakıyorsun ki facebook testlerini çözen adamlardan olmuşsun. Kendinden tiksindiğin gibi yapacak bir şeyin de yok çünkü o sonuçları tek tek temizlemek daha büyük işkence. Bu noktadan sonra yapılabilinecek en iyi şey kendini testlere bırakıp aralarındaki alt metinleri incelemek. Aslında testleri yapanlar bize ne demeye çalışıyor, verdiğimiz cevaplar ne anlama geliyor; evet bunları düşünmemizin zamanı gelmiştir.

Hem deri pantolon giyen hem de insanlığı tokmakla yöneten biri olmak

Hem deri pantolon giyen hem de insanlığı tokmakla yöneten biri olmak